Uzak Yunan Adası’nda Erken Kiklad Bronz Çağı Keşifleri

Cambridge Üniversitesi’nin Keros Adası’ndaki Naxo’nun güneydoğusunda Cyclades’in güneydoğusunda yerleşik bir Yunan adasındaki kazıları, daha önce bilinmeyen karmaşık bir dizi anıtsal yapı ve teknolojik sofistike yapı keşfetti.

Arkeologlar, Bronz Çağında, deniz seviyesi değişiklikleri nedeniyle küçük bir adacık üzerinde oturan bir çıkıntıda bulunan Dhaskalio’nun Keros yerleşimini keşfediyorlar.

Keros, 4,500 yıl öncesine dayanan ritüel faaliyetler için biliniyordu. Ancak Dhaskalio’daki en son buluşlar, burunların neredeyse tamamen Naxos’tan ithal taş kullanan anıtsal yapılarla kaplandığını ortaya koyuyor.

Bir jeolojik piramit şeklini oluşturan burun, Ege’nin hakim manzarası eşliğinde doğal bir liman gibi davrandı. Dhaskalio halkı, bir dizi teraslanmış duvar yaratarak bu piramit benzeri görünümün sınırlarını daha da geliştirdi.

Dhaskalio’da, Miken saraylarından 1000 yıl öncesine dayanan ve yerleşimin mimari olarak planlandığını öne süren karmaşık bir drenaj sistemi bulduğunda, teknolojik gelişmişliği gözler önüne serildi.

Excavations underway on Dhaskalio, off Keros. Image credit: Cambridge Keros Project
Devamı hakkındaUzak Yunan Adası’nda Erken Kiklad Bronz Çağı Keşifleri

“Işık Ülkesi”nde doğdu. Bilgisayar, internet ve teknoloji dünyasından artan zamanlarda yarım zamanlı arkeolog.

Roma’da Cinsellik, Kölelik, Eşcinsellik Ve Lex Scantinia Yasası

Antik Roma’da eşcinsellik, çağdaş Batı medeniyetinden belirgin farklılıklar göstermektedir. Latincede “homoseksüel” ve “heteroseksüel” kelimelerinin tam karşılıkları yoktur. Antik Roma cinselliğindeki ana dikotominin bir tarafı aktif/hakim/erkeksi, öteki tarafı ise pasif/teslim/”kadınsılaştırılmış”tı. Antik Roma bir ataerkil toplumuydu, ve özgür doğan (ingenui) erkek vatandaşlar, siyasi özgürlüğe (libertas) ve hem kendini hem de ailesini (familia) yönetme hakkına sahipti. “Fazilet” (virtus), bir adamın kendini tanımladığı etkin bir niteliği olarak görülürdü. Fetih zihniyeti ve “erkeklik kültü”, hemcins ilişkilerini şekillendirirdi. Romalı erkekler, egemen ya da penetratif rolde bulundukları takdirde erkekliklerine ya da sosyal statülerine algılanan zarar görmeden diğer erkeklerle seks yapmakta özgürdüler. Ancak genellikle özgür doğan Roma vatandaşının erkekliğinin Lex Scantinia yasasına tabi olmadığı durumlarda kabul edilebilir bir durumdu, aksi taktirde adını ve aile ününü kötüye çıkarırdı veya infamia haline getirir (infamia – Yasal veya sosyal statü kaybı). Kabul edilebilir erkek partnerler, köleler, fahişeler ve şovmenlerdi. Zira yaşam biçimleri onları belirsiz infamia toplumsal kategorisine yerleştiriyordu. Ki teknik açıdan özgür olsalar bile vatandaşlara tanınan normal korumalara layık görülmediler. Romalı erkeklerin cinsel partner olarak genellikle 12-20 yaşları arası gençleri tercih etmelerine rağmen, özgür doğan ve reşit olmayan bireylerle cinsel ilişkiye girmek tamamen yasaktı, ve profesyonel fahişeler ve şovmenlerin çok daha yaşlı olmaları mümkündü.

Puer delicatus (Warren Kupası)

Devamı hakkındaRoma’da Cinsellik, Kölelik, Eşcinsellik Ve Lex Scantinia Yasası

Yeniden doğsam arkeolog olurdum ama arkeolog değilim.

Yunan Sanatı’nın Başyapıtı 3500 Yıllık Mühür Keşfedildi

İki yıl önce Yunanistan’ın güneybatısında yer alan Pylos’da bir mezarı kazarken üzeri kireç tabakası ile kaplı, uzunluğu 3,6 cm’ye yakın, geniş bir boncuk görünümündeki buluntu, bir konservatör tarafından üzerindeki kireç tabakası kaldırılınca ortaya çok farklı bir önem kazandı. Akikten yapıldığı anlaşılan üzeri oymalı bu nesnenin, balmumu ve kil üzerine basılabilen bir mühür olduğu anlaşıldı.

Çıplak gözle oldukça zor görülebilen mühür üzerindeki çok ince işlenerek oyulmuş detayları içeren sahnede, bir savaşçının diğer iki savaşçı ile olan mücadelesi betimleniyor. Mühür üzerindeki sahne, büyük ölçekli bir çizimde çok daha kolaylıkla görülebiliyor.

Atina İngiliz Arkeoloji Enstitüsü Müdürü John Bennet, “Eserin boyutu göz önüne alındığında, üzerinde yer alan detaylar oldukça şaşırtıcı. Estetik açıdan bakıldığında, eserin minyatür sanatının bir başyapıtı olduğunu söyleyebilirim.” dedi.
Devamı hakkındaYunan Sanatı’nın Başyapıtı 3500 Yıllık Mühür Keşfedildi

Yeniden doğsam arkeolog olurdum ama arkeolog değilim.

Roma Tiyatrosunda 2 Bin Yıllık Yazıtlı Güneş Saati Bulundu

İtalya’daki Interamna Lirenas Antik Kenti’nde yer alan Roma tiyatrosunun kazısı sırasında, günümüze kadar çok az sayıda ulaşabilmiş 2.000 yıllık yazıtlı bir güneş saati bulundu.

Güneş saati, tiyatronun girişlerinden birinin önünü kazan ekip tarafından yüzü aşağı dönük bir vaziyette bulundu. Olasılıkla Ortaçağ ve Ortaçağ sonrası dönemde yapılacak olan yeni yapılar için tiyatro ve antik kentten materyaller toplanırken bu güneş saati burada bırakılmışt. Saatin tiyatroya ait olmadığı ve yakındaki forumda yer alan bir sütunun tepesinden söküldüğü düşünülüyor.

Cambridge Üniversitesi’nden Araştırma Görevlisi Dr. Alessandro Launaro, “Bu tür güneş saat modellerinden toplamda yüz örnekten daha azı günümüze ulaşabildi ve bunlardan sadece bir avuç kadarında yazıt bulunuyor. Bu gerçekten özel bir keşif. Güneş saatini yaptıran kişiyi tanımlamamızın yanı sıra, yazıtın muhtemel tarihi ile ilişkili olarak, tuttuğu kamu ofisini de tespit edebildik.” şeklinde açıklama yaptı.
Devamı hakkındaRoma Tiyatrosunda 2 Bin Yıllık Yazıtlı Güneş Saati Bulundu

Yeniden doğsam arkeolog olurdum ama arkeolog değilim.

Mısır Belgelerindeki İşgalci “Gizemli Deniz İnsanları” Anadolu’nun Yerli Halkları Mı?

Afyon yakınlarında 1878’de bulunan Luwi dilindeki hiyeroglif deşifre edildi. Hollandalı ve İsviçreli bir grup arkeloğun yaptığı araştırma Bronz Çağı’nın sonlanmasında payı olan ve antik Mısır belgelerinde “gizemli deniz insanları” olarak geçen denizden gelen işgalcilerin Anadolu’nun yerli halkları olduğunu ortaya çıkardı.

Hollandalı ve İsviçreli arkeologlar yazıtın ‘Akdeniz arkeolojisinin en büyük bulmacalarından birine’ yanıt sağlayabileceğini belirtiyor.

1878’de 35 cm yüksekliğindeki kireçtaşı yazıt, Afyonkarahisar’ın 34 km kuzeyindeki Beyköy köyünde bulundu.

Fransız arkeolog George Perrot, köylüler kireç taşını bir caminin temelinde inşaat malzemesi olarak kullanmak için götürmeden önce üzerinde yazılanları kopya etti.

Bronz çağından kalan en uzun hiyeroglif olduğu belirtilen yazıt dünyada sadece birkaç kişi tarafından okunabilen Luwi dilinde.

Çalışma grubunda Luwi dilini dünya üzerinde okuyabilen 20 kişiden biri olan Dr. Fred Woudhuzien de bulunuyor.
Devamı hakkındaMısır Belgelerindeki İşgalci “Gizemli Deniz İnsanları” Anadolu’nun Yerli Halkları Mı?

“Işık Ülkesi”nde doğdu. Bilgisayar, internet ve teknoloji dünyasından artan zamanlarda yarım zamanlı arkeolog.

Trigonometriyi Babilliler Yunanlılardan Önce Mi Buldu?

New South Wales Üniversitesi araştırmacıları, 3700 yıllık Babylon kil tableti Plimpton 322’nin amacını keşfetti.
Araştırmacılar plimpton 322’nin, saray, tapınak ve kanal inşa etme yöntemlerini hesaplamak için kullanılan dünyanın en eski ve en doğru trigonometrik masası olduğunu ortaya çıkardı.

Yeni araştırmalara göre Babilliler, Yunanlıların trigonometriyi keşfinden 1000 yıl önce bu hesapları kullandı. Yani Babilliler, trigonometriyi Yunanlılardan 1000 yıl önce bulmuştu.

M.Ö. 120’de yaşayan Yunan filozof Hipparchus, geleneksel olarak trigonometrinin kurucusu olarak biliniyor. Ancak Plimpton 322’deki trigonometri, Hipparchus çalışmalarından 1000 yıl öncesine dayanıyor.

Plimpton 322 olarak bilinen küçük tablet, 1900’lü yılların başında arkeolog, akademisyen, diplomat ve antikacı olarak bilinen Edgar Banks (Indiana Jones karakterinin temel alındığı kişi) tarafından Irak’ın güneyinde keşfedildi.
Devamı hakkındaTrigonometriyi Babilliler Yunanlılardan Önce Mi Buldu?

“Işık Ülkesi”nde doğdu. Bilgisayar, internet ve teknoloji dünyasından artan zamanlarda yarım zamanlı arkeolog.
Yandex.Metrica