“Bell Beaker” Formu Işığında Avrupa’daki Geç Neolitik Göçleri

Geç Neolitik Dönemde, Avrupa’nın birçok yerinde mezar armağanı olarak kullanılan yeni bir çömlek biçimi ortaya çıkar. Çan biçimli bu çömlek formu oldukça karakteristik, süslü çan çanakları (bell beaker) olarak bilinir ve İspanya’dan Macaristan’a, Kuzeybatı Avrupa’da Britanya’ya kadar görülür.

Genetik bilimciler ve arkeologların ortak çalışmasıyla “bell beaker” olarak literatüre geçen bu form ile Neolitik Dönem göçü arasındaki ilişki saptanmaya çalışılmış; bu kapların çıktığı mezarlardaki iskeletlerin DNA örnekleri karşılaştırılmıştır.

Araştırma ekibinden Münih Ludwig-Maximilians Universitesi (LMU) Tarih Öncesi ve Protohistorik Arkeoloji Enstitüsü Profesörü Philipp Stockhammer’e göre Batı ve Orta Avrupa’daki bulgular Neolitik Dönem göçleri ya da dönem içerisindeki dini inancın yayılımına işaret etmezken Britanya’daki bulgularda göçe ilişkin izler bulunmaktadır.

Devamı hakkında“Bell Beaker” Formu Işığında Avrupa’daki Geç Neolitik Göçleri

Stonehenge’den Piramitlere Eski İnsanların Astronomi Sırları

Bugün, tarih öncesinde insanların piramitler ve benzeri anıtsal yapıları nasıl inşa edip yönlendirebileceğini hayal etmeye çalışıyoruz. Ve bununla ilgili birçok varsayımlarda bulunuyoruz.

Bazıları tarih öncesi insanların bunu yapmak için bazı matematiksel bilgilere ve bilimlere sahip olmaları gerektiğini düşünürken işin kolayına kaçanlar uzaylıların onlara nasıl yapılacağını gösterdiklerini düşündüler.

Geçmişte insanların gökyüzünü nasıl anladığını ve nasıl bir kozmoloji geliştirdiğini gerçekten biliyor muyuz?

Astronomi, arkeoloji, antropoloji ve etno-astronomi gibi çeşitli uzmanlık alanlarının bir araya getirilerek yapılan araştırmalar bu konuda daha akılcı ve somut veriler elde ediyor.

Mısır piramitleri, en etkileyici antik anıtlardandır ve bazıları çok hassastır. Mısır bilimci Flinder Petrie, 19. yüzyılda Giza piramitlerinin ilk yüksek hassasiyetli araştırmasını gerçekleştirdi.

Piramitlerin üslerinin dört kenarından her birinin, bir derecenin dörtte biri kadar bir kardinal yöne doğru olduğunu buldu.

Fakat Mısırlılar bunu nasıl biliyordu?
Devamı hakkındaStonehenge’den Piramitlere Eski İnsanların Astronomi Sırları

Uzak Yunan Adası’nda Erken Kiklad Bronz Çağı Keşifleri

Cambridge Üniversitesi’nin Keros Adası’ndaki Naxo’nun güneydoğusunda Cyclades’in güneydoğusunda yerleşik bir Yunan adasındaki kazıları, daha önce bilinmeyen karmaşık bir dizi anıtsal yapı ve teknolojik sofistike yapı keşfetti.

Arkeologlar, Bronz Çağında, deniz seviyesi değişiklikleri nedeniyle küçük bir adacık üzerinde oturan bir çıkıntıda bulunan Dhaskalio’nun Keros yerleşimini keşfediyorlar.

Keros, 4,500 yıl öncesine dayanan ritüel faaliyetler için biliniyordu. Ancak Dhaskalio’daki en son buluşlar, burunların neredeyse tamamen Naxos’tan ithal taş kullanan anıtsal yapılarla kaplandığını ortaya koyuyor.

Bir jeolojik piramit şeklini oluşturan burun, Ege’nin hakim manzarası eşliğinde doğal bir liman gibi davrandı. Dhaskalio halkı, bir dizi teraslanmış duvar yaratarak bu piramit benzeri görünümün sınırlarını daha da geliştirdi.

Dhaskalio’da, Miken saraylarından 1000 yıl öncesine dayanan ve yerleşimin mimari olarak planlandığını öne süren karmaşık bir drenaj sistemi bulduğunda, teknolojik gelişmişliği gözler önüne serildi.

Excavations underway on Dhaskalio, off Keros. Image credit: Cambridge Keros Project
Devamı hakkındaUzak Yunan Adası’nda Erken Kiklad Bronz Çağı Keşifleri

Moğolistan’da Eski Türk Anıt Kompleksi Keşfedildi

Doğu Moğolistan’da bulunan Dongoin shiree arkeolojik alanındaki bozkır üzerinde, Türkî rünik yazıtlarla yazılmış 14 sütun içeren bir kare anıt kompleksi keşfedilmiştir.

Bu keşif, Osaka Üniversitesi ve Moğolistan Bilim Akademisi Tarih ve Arkeoloji Enstitüsü tarafından ortak bir kazı sırasında üç yıllık bir araştırma projesinde yapıldı.

Daha önce yazıtların sadece Ulan Bator batı bölgesindeki bozkırlarda olduğuna inanılmıştı, ancak keşif şimdi Ortadoğu ve Doğu Moğolistan’daki ilişkilerin ve aşiret dengelerin aydınlatılmasına neden olmuştur.

Anıtın kendisi, yükseltilmiş bir höyüğün ortasında bir lahit ve onu çevreleyen 14 taş direkten oluşan kare şeklinde bir yapıdadır.

Her yazıt, eski Türk kabilelerin tamga’larını* içermektedir. (*Avrasya göçebeleri tarafından kullanılan soyut mühür veya damga).

Lahitten çıkarılan kömür, koyun derisi ve at kemik parçalarının radyokarbon tarihlemesi kullanılarak mezar kompleksinin 8. yüzyılda, II. Antik Çağ katliamında yapıldığı tahmin edilmektedir.
Devamı hakkındaMoğolistan’da Eski Türk Anıt Kompleksi Keşfedildi

Roma’da Cinsellik, Kölelik, Eşcinsellik Ve Lex Scantinia Yasası

Antik Roma’da eşcinsellik, çağdaş Batı medeniyetinden belirgin farklılıklar göstermektedir. Latincede “homoseksüel” ve “heteroseksüel” kelimelerinin tam karşılıkları yoktur. Antik Roma cinselliğindeki ana dikotominin bir tarafı aktif/hakim/erkeksi, öteki tarafı ise pasif/teslim/”kadınsılaştırılmış”tı. Antik Roma bir ataerkil toplumuydu, ve özgür doğan (ingenui) erkek vatandaşlar, siyasi özgürlüğe (libertas) ve hem kendini hem de ailesini (familia) yönetme hakkına sahipti. “Fazilet” (virtus), bir adamın kendini tanımladığı etkin bir niteliği olarak görülürdü. Fetih zihniyeti ve “erkeklik kültü”, hemcins ilişkilerini şekillendirirdi. Romalı erkekler, egemen ya da penetratif rolde bulundukları takdirde erkekliklerine ya da sosyal statülerine algılanan zarar görmeden diğer erkeklerle seks yapmakta özgürdüler. Ancak genellikle özgür doğan Roma vatandaşının erkekliğinin Lex Scantinia yasasına tabi olmadığı durumlarda kabul edilebilir bir durumdu, aksi taktirde adını ve aile ününü kötüye çıkarırdı veya infamia haline getirir (infamia – Yasal veya sosyal statü kaybı). Kabul edilebilir erkek partnerler, köleler, fahişeler ve şovmenlerdi. Zira yaşam biçimleri onları belirsiz infamia toplumsal kategorisine yerleştiriyordu. Ki teknik açıdan özgür olsalar bile vatandaşlara tanınan normal korumalara layık görülmediler. Romalı erkeklerin cinsel partner olarak genellikle 12-20 yaşları arası gençleri tercih etmelerine rağmen, özgür doğan ve reşit olmayan bireylerle cinsel ilişkiye girmek tamamen yasaktı, ve profesyonel fahişeler ve şovmenlerin çok daha yaşlı olmaları mümkündü.

Puer delicatus (Warren Kupası)

Devamı hakkındaRoma’da Cinsellik, Kölelik, Eşcinsellik Ve Lex Scantinia Yasası

Yunan Sanatı’nın Başyapıtı 3500 Yıllık Mühür Keşfedildi

İki yıl önce Yunanistan’ın güneybatısında yer alan Pylos’da bir mezarı kazarken üzeri kireç tabakası ile kaplı, uzunluğu 3,6 cm’ye yakın, geniş bir boncuk görünümündeki buluntu, bir konservatör tarafından üzerindeki kireç tabakası kaldırılınca ortaya çok farklı bir önem kazandı. Akikten yapıldığı anlaşılan üzeri oymalı bu nesnenin, balmumu ve kil üzerine basılabilen bir mühür olduğu anlaşıldı.

Çıplak gözle oldukça zor görülebilen mühür üzerindeki çok ince işlenerek oyulmuş detayları içeren sahnede, bir savaşçının diğer iki savaşçı ile olan mücadelesi betimleniyor. Mühür üzerindeki sahne, büyük ölçekli bir çizimde çok daha kolaylıkla görülebiliyor.

Atina İngiliz Arkeoloji Enstitüsü Müdürü John Bennet, “Eserin boyutu göz önüne alındığında, üzerinde yer alan detaylar oldukça şaşırtıcı. Estetik açıdan bakıldığında, eserin minyatür sanatının bir başyapıtı olduğunu söyleyebilirim.” dedi.
Devamı hakkındaYunan Sanatı’nın Başyapıtı 3500 Yıllık Mühür Keşfedildi