Antik Roma Bahçeleri: Yürümek, Konuşmak ve Gösteriş yapmak

Bahçenizdeki bitkilerin çoğunun Romalılar tarafından kullanıldığını bilmek sizi şaşırtabilir. Romalıların 2000 yıl önce kurdukları bahçeler ve bahçecilik tekniklerini, sonbaharda toprağı çevirip kompost karıştırmaktan, ilkbaharda çapa yataklarına ve tohum ekmeye kadar hala kullanıyoruz.

Antik Roma’da, bahçesinin görünümünden bir insan hakkında çok şey söyleyebilirdiniz. Eski bahçeler yemek, entelektüel uygulama ve dini ritüeller gibi birçok etkinlik için kullanılan alanlardı. Ayrıca bahçecilik becerilerini ve seyahatleri sergileme fırsatı da sundular. Bu nedenle bahçeler Romalılar tarafından oldukça ciddiye alındı. Yürüyüş yapmak burada önemli bir role sahipti, çünkü bahçenizi göstermenin daha iyi bir yolu, insanların içinde yürümesinden daha iyi olamazdı.

Eski Roma’da elit kimliğin inşasında bahçeciliğin rolü, araştırılan konulardan biri iken, eski bir Pompeian bahçesinin kazısı, bahçecilik sergileri için ortamlar hakkında somut bilgiler ortaya koyuyor.

Zengin Romalılar için bahçeler, örneğin felsefe ya da edebiyat hakkında konuşurken gezinti yaparak zihni egzersiz yapma yeriydi. Marcus Tullius Cicero; “Eğer bir bahçeniz ve bir kütüphaneniz varsa ihtiyacınız olan her şeye sahipsiniz.” demiştir.

Seçilen bitki türü, sahibinin ne kadar kültürlü olduğu hakkında çok şey ortaya çıkarabilir. Romalı yazarların yazılarından, (günümüzde genellikle parklarda, cadde ve yürüyüş yollarında sıralanan) çınar ağaçlarının iyi bir seçim olduğunu görebiliriz. Aristoteles ve Platon’un ünlü felsefi okulları, Platon’un Phaedrus’unda bahsettiği gibi, çınar ağaçlarının gölgesindeki bahçedeydi.

Devamı hakkındaAntik Roma Bahçeleri: Yürümek, Konuşmak ve Gösteriş yapmak

Antik Pompeii’deki Geri Dönüşüm Sistemi

Pompeii antik kenti, 79 yılında Vezüv Yanardağı’nın patlamasından kaynaklanan kül ve enkazla kaplıydı, şimdi değerli bir arkeolojik alan olarak hizmet veriyor.

Antik Roma kenti Pompeii, koruyucu şehir surları içindeydi. Kentsel alan büyüdükçe ve geliştikçe kırsal alana yayıldı ve banliyöler oluştu.

Pompeii halkı evde geri dönüşüm uyguluyordu

Arkeolojik kanıtlar, çöpleri paketlemek ve uzak bir ülkeye göndermek yerine, Pompeii halkının evde geri dönüşüm yaptığını gösteriyor.

Arkeologlar, kül yığınlarını ve içerdiği toprak türlerini inceleyerek, Pompeiililerin insan dışkısı veya evsel gıda atıkları bir çukurda organik toprakların ardında bıraktıklarını keşfettiler.

Sokak çöpleri ise surlara dökülüyor ve toprağa ayrışarak bölgenin kumlu toprağına karışıyordu. Bu çöpün bir kısmı, yoğun yaya trafiği tarafından süpürülen veya bir kenara atılanlardan daha büyük yığınlarda bulunuyordu.

Tulane Üniversitesi’nde çalışan ekibin bir parçası olan arkeolog Allison Emmerson, Guardian’a verdiği demeçte “Topraktaki fark, çöpün bulunduğu yerde üretilip üretilmediğini veya başka bir yerden yeniden kullanılmak ve geri dönüştürülmek üzere toplanıp toplanmadığını görmemizi sağlıyor.” dedi.
Devamı hakkındaAntik Pompeii’deki Geri Dönüşüm Sistemi

Gül Şehir Petra

Petra, güney Ürdün’deki Jabal Al-Madbah dağının çevresinde bulunan bir arkeolojik alan ve Nabataeans antik kentidir.
MÖ 7. yüzyıldan itibaren, Umm el-Biyara dağının tepesinde bir Edomite kalesi veya yerleşimi kuruldu.

Başlangıçta Raqmu olarak adlandırılan Petra, sürülerine otlak ve su arayışı içinde çölde hareket ettiren Arap Çölü’nden göçebe bir Bedevi kabilesi olan Nabatalılar (aynı zamanda Nabateanlar ya da Nebatiler olarak da bilinir) tarafından kuruldu. Nabatalar, MÖ 4. ve 2. yüzyıllar arasında ayrı bir medeniyet ve siyasi varlık olarak ortaya çıktı ve Petra, MÖ 2. yüzyılda kuruldu.

Nabateanlar, Petra’yı baharat ticareti kapsamında, Çin, Mısır, Yunanistan ve Hindistan’a kadar uzanan bir ticaret ağına bağlı bölgesel bir ticaret merkezi olarak kurdu. Şehir, Nabatean krallığının önerilen merkezi veya başkenti haline geldi ve MS 1. yüzyılda 10.000 ila 30.000 nüfuslu kalabalık bir kent oldu.

Nabateanlar, su depolama ve kaya oyma için gelişmiş yöntemler geliştirebilen uzman inşaatçılardı. Bu durum, El-Khazneh, Ad-Deir ve 8500 kişilik bir kaya tiyatrosu gibi anıtlarda Helenistik ve Mezopotamya mimari tarzlarının bir karışımı ile açıkça görülebilir. Petra antik kentinde tiyatro, tapınak, ev gibi yapılar kireç taşına oyularak yapılmıştır.
Kum taşından oluşan kaya bloklarına oyulmuş tapınaklar, amfi tiyatro, mezarlar ve rölyeflerden oluşan yapı, yaklaşık 100 kilometre kare alana yayılmaktadır.

Devamı hakkındaGül Şehir Petra

Bathonea Antik Kenti’nde 1400 yıllık İstanbul Depremi İzleri

Bathonea Antik Liman yerleşimi kazılarında İstanbul’u 7 Mayıs 558 tarihinde vuran depremin izleri bulundu.
Kazılarda bir kubbenin altında ezilerek öldüğü sanılan iki kişiyi birbirine sarılmış halde buldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kocaeli Üniversitesi(KOÜ) işbirliğiyle gerçekleştirilen KOÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Şengül Aydıngün başkanlığındaki kazılarda, MS. 558 yılında gerçekleşen İstanbul depremine ait izler bulundu.

MS: 7 Mayıs 558’de yaşanan depremde yıkılan bir binanın kubbesi altında kalan iki kişinin iskeletleri birbirine sarılmış halde bulundu. (Foto: DHA)

Küçükçekmece Gölü havzasında yer alan Avcılar’daki Bathonea Antik Liman yerleşmesi kazıları hakkında açıklama yapan Doç. Dr. Şengül Aydıngün, Burası çok önemli bir liman yerleşmesi; uluslararası bir aktarma limanı. Yapmış olduğumuz kazılar bize çok farklı bilgiler sağlıyor. Antik Çağ ve Orta Çağ yazarlarının söz ettiği depremin izlerini burada tespit ediyoruz. Örneğin 6’ncı yüzyılda Bizans İmparatoru Justinianus zamanında yaşanmış çok ciddi bir deprem var. Hatta Ayasofya’nın kubbesinin de yıkıldığı İmparator Justinianus’un döneminde yaşamış Prokopius adlı bir tarihçi bu deprem için, ‘Küçükçekmece Gölü çevresinde bütün yapılar temellerine kadar yıkılmıştır’ diyor.
Devamı hakkındaBathonea Antik Kenti’nde 1400 yıllık İstanbul Depremi İzleri

Neandertal İnsanı 120.000 Yıl Önce Yakın Mesafede Avlanıyordu

Lezyonlar, Almanya’nın doğusundaki günümüz Halle yakınlarındaki küçük bir gölün (Neumark-Nord 1) kıyıları etrafında yaklaşık 120.000 yıl önce Neandertaller tarafından öldürülen iki büyük boyutlu soyu tükenmiş nadas geyiğinin iskeletlerinde bulunmuştur. Çalışma Johannes Gutenberg Üniversitesi, Mainz (JGU) Eski Araştırmalar Bölümü Profesörü Sabine Gaudzinski-Windheuser tarafından yönetildi ve Nature Ecology and Evolution dergisinde yayınlandı.

Örnek üzerindeki bulgular, Neandertal insanının avcılık alışkanlığı konusunda önemli ipuçları veriyor. Araştırmalara göre geyiğin pelvis kemiğine saplanmış mızrak ucu uzak mesafeden atılmamış, yakın mesafeden saplanmış. Bu da daha önce hep tartışılan mızrak kullanımının yakın mesafeden de olduğuna işaret ediyor. Devamı hakkındaNeandertal İnsanı 120.000 Yıl Önce Yakın Mesafede Avlanıyordu

Pompeii’den Kaçış

Vezüv Yanardağı’nın patlamasıyla lavların altında kalan hayalet şehir Pompeii’de yeni bir iskelet bulundu.

Böllgedeki çalışmalar sonucunda bireyin yanardağın ilk püskürme anında kaçmaya çalıştığını, lavlardan kurtulduğunu ancak başının üstüne düşen bir taş blokla öldüğünü ortaya koyuyor.
MS: 79 yılına tarihlenen iskeletin 30 yaşlarında bir erkek olduğu saptandı.
Arkeolog Massimo Osanna, bu keşfin oldukça sıradışı olduğunu, patlamadan kaçışlarla ilgili önemli dinamikleri aydınlattığını belirtiyor. Devamı hakkındaPompeii’den Kaçış